Yunus Emre

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Yunus Emre

Mesaj tarafından özlem Bir C.tesi 11 Nis. - 19:32:23



Yunus Emrenin Hayatı ve Kişiliği
Yunus Emre'nin hayatı hakkında ki kaynakların en önemlisi yazdığı şiirlerdir. Doğum ve ölüm tarihleri yaklaşık olarak 1240 ve 1320 yılları olarak kabul edilmektedir. Yunus Emre'nin kişiliğini ve şiirlerini daha iyi anlayabilmek için yaşadığı devir hakkında bilgi sahibi olmak önemlidir. 11. yüzyılın ortalarında Horasan'da kurulan Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun sınırları Anadolu ya kadar dayanmıştı. Bu dönemde Anadolu'ya hakim bulunan Bizans İmparatorluğu, Türk tehdidinden kurtulmak için Haçlı seferleri düzenlemeye başladı. Bu savaşlarda Selçuklular Haçlılara üstün geldi ve Anadolu'yu fethettiler. Bir süre sonra Büyük Selçuklu İmparatorluğu yerini Anadolu Selçuklu Devleti'ne bıraktı. Haçlı seferleri bu dönemde de devam etti. Bu savaşlarda Türkler başarılı oldularsa da hem Anadolu harap oldu hem de devlet ciddi şekilde zayıfladı. Batıdan Haçlılar tarafından yıpratılmış olan Anadolu halkı, doğudan da Moğolların saldırılarına maruz kalmaya başladı. Moğollar 1231 tarihinde Sivas'a kadar gelmiş, halkın pekçoğunu öldürmüş, ordu gelinceye kadar çekilip gitmişlerdi. Bu saldırılarını zaman zaman tekrarlıyorlardı. Moğol istilasıyla iyice yıpranan halk , devlet korumasının yetersizliği dolayısıyla kendi beyleri etrafında toparlandı. Beyliklerin kuvvetlendiği ve birliğin bozulduğu bir süreç başladıBeylikler bir yandan birbirleriyle, bir yandan Moğollarla, bir yandan da Selçuklu Devleti'yle mücadele ettiler. Sonuç olarak istilalar, isyanlar ve yerleşme sıkıntıları ile çeşitli sosyal rahatsızlıkların ve iç huzursuzluklarının boy gösterdiği bir manzara Anadolu'ya hakim oldu. Anadolu Haçlı seferleri, Moğol akınları, çeşitli isyanlar ve saltanat kavgaları ile kaynayan bir kazan halindeydi. İşte, Yunus Emre'nin kişiliğini, şiirlerini, manevi dünyasını şekillendiren yaşadığı devir, çok karışık ve insanların büyük acılar çektiği bir dönemdi. Yunus Emre böyle bir devirde hayatını, fikirlerini ve çabalarını Anadolu'da birlik ve beraberliğin kurulmasına harcadı. Tüm beylikleri gezdi, onlara birlik olmanın önemini anlatarak büyük bir hizmet verdi. Kaynaklar, Yunus Emre'nin dünyaya geldiği yerin Sakarya havzası olduğunu büyük bir ittifakla ifade etmektedirler. Bu bakımdan doğum yeri, Sarıköy (şimdiki Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Yunus Emre köyü) olarak kabul edilmektedir. Bu köyde, annesiyle paylaştığı gençlik yıllarında, Yunus'un içine bir gariplik çökmüş, onu yalnızlığa çekmişti. Bağlara, bahçelere gidiyor, oralarda derin düşüncelere dalıyordu. Yine böyle dolaşırken "'dertli dolaba'' rastladı. Dolabın dertli dertli inleyişi ve suyu derinden çekip bahçelere verişiyle kendi halini tercüme etmeye başladı.
Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş Çalap
Onun için inilerimSuyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün şu dünyada ben ne çekerim
Onun için inilerim

İşte böylece, bilinmez sebeplerin dertlerini içinde biriktirmeye başladı. Derdi arttıkça yalnızlık dostu oldu. Dertliler yoldaşı oldu. Kimin derdi olsa ona gidiyor, derdini O'nunla paylaşmaktan garip bir zevk alıyordu. O devamlı Yaradan'a yalvararak garibanların dertlerine çareler arıyordu. Artık herkesin derdi O'nun derdi olmuştu. Bu nedenle kıtlık yıllarında aç kalan köylüsünü kurtarmak için büyük mana sultanı Hacı Bektaş-ı Veli'nin kapısına buğday istemek için gitti. Giderken eli boş gitmemek için kırlardan alıç toplayıp götürdü. Allah kimseyi eli boş gidenlerden eylemesin. Hacı Bektaş-ı Veli, kendisine bir nefes mi yoksa bir araba buğday mı istediğini sordu. O'nun aklı, aç olan köylüsündeydi. Nefesin nasıl bir ihsan olduğunu düşünmeden bir araba buğdayı tercih etti. Daha sonra teklif edilen nefesin hikmetine ererek geri geldiyse de Hacı Bektaş-ı Veli artık kısmetinin Taptuk Emre'de olduğunu bildirerek O'nu gönderdi. Kısa zamanda Tapduk Emre'ye giderek teslim oldu. Tapduk Emre ona ormandan odun taşıma görevini verdi. Yunus ta "'bu kapıya eğriler layık değil'' diyerek hep odunların doğrularını taşıdı. Odun taşımaktan sırtı yara olmuştu. Bu nedenle odunları yavaşça sıyırıp yere koyacağı halde canı acımasın diye yukarıdan atmaya başladı. İşte o anda onu çekemeyen fitneciler Tapduk Emre'ye giderek şikayet ettiler. ''Artık Yunus sizin hizmetinizden bıktı, odunları savurup atıyor'' dediler. O da "'gidin dövüp koyun, cezasını verin'' deyince öldüresiye döverek kapıdan dışarı attılar ama kafası içerde kalmıştı. ''Elhamdülillah halen başım içerde'' derken Tapduk Emre duyarak koşmuş. O'nu göz yaşları içinde bağrına basmış. Sonra etrafındaki dervişlere kızarak "'vurun dedim, siz öldürmeye kallktınız, ama ben duymak istediğimi duydum'' demiş. Yaralarını elleriyle temizleyip sarmış ve O'nu bir daha oduna göndermemiş. Bir gün de dervişleriyle toplantı halindeyken "'söyle Yunus'um söyle'' demiş. Yunus, bildiğimiz şiirleri söylemeye başlamış. Kıskanç dervişler bu sefer daha fazla azıtmışlar, fitnelere fitneler katarak O'na rahat yüzü göstermemişler. O da sonunda Tapduk Emre'den izin isteyerek dergahtan ayrılmış. ''Derviş olmak kolay değil, garip başımı alıp gideyim, dertlilerle yarenlik edip yollara düşeyim'' demiş. Dere tepe demeden dağ, bayır dolaşmış. Bir gün bir olayla kendindeki kemalatı anlamış. Tapduk Emre'ye geri dönmüş. O da "'Yunus, biz seni kapalı bir kutu olarak Hakk'a sunacaktık, sen acele edip ağzını açtın'' demiş. ''Var git yoluna bundan böyle devam et, gariplerin yoldaşı, dertlilerin sırdaşı ol "' diyerek tekrar destur vermiş. İşte böylece gece demeden gündüz demeden adım adım Anadolu'yu her yöresine kadar dolaşmaya başlamış. Kah dertlilerin derdine derman olmuş, kah dargınları barıştırıp, mağdurların hakkını aramış. Haksız ağaları, beyleri insafa davet edip mahcup eylemiş. Yukarıda , o yıllardaki, Anadolu beyliklerinin birbirleriyle savaşlarından , birçok yörede insanların birbirlerini boğazlamasından, bu arada Moğolların da Anadolu topraklarını işgal etmeye başlamasından bahsetmiştik. Bu kötü ortamda barış gönüllüsü Yunus, beyler arasında dolaşmış, onlara sevgi, merhamet ve birlik tohumlarını ekerek barışmalarına sebep olmuştur. Hak nasip eylerse bizler de hiç hoş olmayan şu günlerde insanların hiçbir yönüne bakmaksızın aynı ilkeler doğrultusunda hizmet etmeyi kendimize gaye edinelim. Yaşadığı sürece Yunus'ta ne dervişlik iddiası kalmış ne de sultanlığa göz koymuş, Hak rızasına yoldaş olmuş varlıktan geçerek yokluk saadetine ermiş, garibanların umut kaynağı olmuş. Anadolu, Suriye ve Azerbaycan'ı gezip dolaşmıştır. Yunus'un vefat ettiği yer, doğum yeri olan Sarıköy'dür. Daha birçok yerlerde de Yunas'a ait mezarlar varsa da bunlar Yunus'un makamlarıdır. Buralar, Yunus'un misafir olduğu, sohbet ettiği, halka hitap ettiği yerler olabilir. Bu durumun önemli olan tarafı, Anadolu halkının Yunus Emre'ye nasıl bir önem verdiğini ve onu nasıl sahiplendiğini göstermesidir. Anadolu halkı onu çok iyi anlamış, kendine yakın bulmuş ve bağrına basmıştır. Bunun sebebi Yunus'un halkın dertlerine , halkın gerçeğine yakın olmasıdır. O, halkın diliyle halka yönelmiş bir şairdir. O en karmaşık, en derin hakikatları bile halkın diliyle anlatmış, onları anlaşılır kılmıştır. Yunus Emre eserlerinde, sevgiyi, hoşgörüyü anlatmıştır. Bu iki konuyu Türk halkına en etkili şekilde anlatan, onları bu konularda eğiten tasavvuf büyüklerinden biridir. O, hür fikirli, samimi, saf ve derindir. Şiirlerinde gösteriş ve süsten uzak durmuştur. İfadesi alabildiğine etkili ve kuvvetli ancak dili çok sade bir Türkçe'dir. Türk dilini seçmekle Türk kültürüne büyük bir hizmet yapmıştır. Anadolu milli edebiyatının doğmasına sebep olanlardan ve bu hususta en büyük rolü oynayanlardan birisidir. Yunus, şiiri bir araç olarak görmüştür. Şiirleri öğretici ve gerçekçidir. Şiirlerinde sanat yapmayı bir amaç olarak gözetmese de , hem halka en güzel şekilde hitap etmiş hem de sanat dolu eserler vermiştir. O, sürekli, sade halktan en üst düzeyde kültürlü ve eğitimli topluluklara kadar seslenerek vermek istediği mesajları hedeflerine ulaştırmıştır. Yollara düşmüş, köy köy gezerek insanlara ulaşmış ve insanlara gerçekleri anlatmıştır. Yunus, hitap ettiği insanların toplumdaki seviyelerine bakmadığı gibi onları dinine, mezhebine, ırkına, rengine göre de ayırmamıştır. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetmemiştir. Tüm insanlığı kucaklayan bir tutum izlemiştir. O ayrılıkçı değil birlikçi, birleştirici bir insandır. Tasavvufu şiirlerinde en ince ayrıntısına kadar anlatmıştır. Dilindeki sadelik tasavvuf gerçeğinin halka ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Bu şiirinde Yunus kendini şöyle anlatmıştır.
Ne olduğumu soran işit hikayet,
Su ve toprak ateş ve yel oldu suret.
Dört zıt nesneden dört duvarı,
Uygun eyledi verdi keramet. Yel ile toprağı tuttu havada,
Su içinde ateşi tuttu selamet.
Rızkı ömrü tamam eyledi henüz,
Altı yön yarılmadan önce mübarek. Ruhumdan kimse haber veremez,
Emridir kudretlinin verir hareket.
Geri kalan duygularını da açık edeyim,
İyilik mevcuda kulak vermek göz açmak. Aklımın haberi bugünkü değil,
Onu eğer bilirsen evvelki ayet.
Soru cevap hikmetleri buraya kadardır,
Bundan böyle cihanım olmaz nihayet. Yunus burada ne çoktur nasibim,
Gönül dost durağı, dilim şahadet.

Yunus Emre kişilik olarak dertlidir, gariptir, aşıktır.


DERTLİ YUNUS. . .

Yunus'un dertli oluşu genç yaşta çevresini gözleyerek yaşamın ağır yükünün nereden kaynaklandığının bilincine ermesidir. İşte bu bilinç ile önce köyün, sonra şehirlerin, sonra da ülkelerin dışına çıkarak hayatta olanları üst düzeyde seyretmesini bilmiş, insanların nelerden dertlendiğini izleyerek onların çarelerini kendi bakış açısıyla çözüme ulaştırmış, sonuçlarını sade bir dille şiirlerine yansıtmıştır. Yunus önce derrtlerin nedenleri üzerinde durmuş, bunların insan üzerindeki etkilerini inceleyerek birçoğunun insanı olgunlaştıran faydalı unsurlar olduğunu anlamıştır. Dertli insanların diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu görmüştür. Yani, insanların dertlerinde, dermanı saklı olduğu gerçeğini tespit etmiştir. Buradan anlaşılıyor ki derdi olan insanlar düşünür, derdi olan insanlar çare arar, ararken hayatın gerçeğini anlar. . . Diğer dertlilere yardım eder, dertlerin faydalı sonuçlarını gösterir, kahredip yıkılmalarını önler. Dertler ilaç gibidir, acıdır ama insanlığı tedavi eder. İşte, Yunus'un birçok şiiri bu anlamda tüm insanlığa bir reçete gibi sunulmuştur.



GARİP YUNUS. . .

Sonunda dertli Yunus, dertleriyle büyük bir derdin girdabına, Hak'tan ayrı olmanın yalnızlığına düşmüş. Toplum içinde yalnız kalmanın acısını çeken bir Hak garibi olmuştur. "'O dertlidir, derdiyle dağlar aşar. O yalnızdır kalabalık içinde, sevgisiyle Hak'ka koşar, ''Garip Yunus ilden ile dolaşmış, dağlar taşlar aşmış, kendisi gibi gözü yaşlı, gönlü yaralı birini bulamamış. Gece gündüz hasret ateşiyle yanmış, dili söylemiş, gözü ağlamış yine de sevdiğine kavuşamamış. O bu dünyaya dosttan ayrılıp gelmiş. Bu dünyanın kahrından bezmiş. Bu dünyanın ayağına bağlanan zincirini koparıp dosta gitmek istemiş. Yüzbin defa doğsa, yüzbin defa canını dost yolunda feda etmek istemiş. Bir acaip diyara geldiğini, kimsenin onun dilinden anlamadığını, kendi söyleyip yine kendi dinlediğini ifade edip, insanların gerçeği göremediğini vurgulamış. Sevgilinin bahçesinde bülbül olduğunu, sevgilinin de O'nun solmayan gülü olduğunu tanımlamış. O sevgilinin O'nu çağırdığını ve bir kadeh aşk şarabı gönderdiğini ifade ederek o şaraptan içtikten sonra çlmezlik sırrına erdiğini açıklamıştır.



AŞIK YUNUS. . .

Tasavvufun kamil insan olma yolunda en önemli payeyi verdiği kavram ilahi aşktır. İlahi aşk ile kastedilen Allah'a duyulan aşırı sevgidir. İşte Yunus'un anlata anlata bitiremediği aşk bu aşktır. İlahi aşk, tasavvufta çok önemli bir yer tuttuğu gibi Yunus Emre'nin şiirlerinde de, şahsiyetinde de çok önemli bir yer tutar. Yunus'un şahsiyetinde en güzel örneklerinden birini bulan ilahi aşk, tasavvuf büyüklerine göre, yüce Yaradan'ın isim ve sıfatlarının yüceliklerini seyretmek için aşık ve aşık olunan (sevgili ve maşuk) arasında, kendini kendisine sunmasından kaynaklanmıştır. Yunus dağları sevdi, taşları sevdi, ağaçları, kuşları sevdi. Canların canını sevdi. Sonunda bu hasret O'nun canına yetti. Diyar diyar gezdi, sevgiliyi aradı. Yerdeki karıncadan, uçan kuştan haber sordu. Dertlilere sordu, yoksullara sordu, bulamadı. Bu aşk ile bir ömür boyu yandı kavruldu. Sonunda canların canını buldu. Külünü ummana savurdu. En iyisi ilahi aşkı Yunus Emre'nin şiirlerinde hissetmek ve yaşamaktır.
avatar
özlem

Mesaj Sayısı : 490
Kayıt tarihi : 17/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz