Hacı Bektaşi Veli

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Hacı Bektaşi Veli

Mesaj tarafından özlem Bir C.tesi 11 Nis. - 17:18:27

Hünkar Hacı Bektaşi Veli'nin İnanç Şekli


Hacı Bektaş Velî’de Allah sevgisi esastır. Allah’ı seven, yaratılmış kulları sever; yaratılmışları bu sevgiden dolayı kucaklar. Bu inancı benimseyen kişi, kendisinin yücelmesi için,fedakarlıkta,bulunur.Hacı Bektaş Velî’nin inanç yapısında mutlak bir hoşgörü, samimiyet ve sevgi vardır. İyilik etmek, hüsn-i niyyet sahibi olmak, tevâzu ve edeb içinde olmak, kulun mutlak varlığa karşı başlıca sorumluluklarındandır. Yoksa insan gerçek kimliğini bulamaz, hayvanî,davranışlardan,kurtulamaz.Hacı Bektaş Velî’nin en fazla değer verdiği şey; “Fazîlet ve bilgidir”. Fazîletli bir insan tipi oluşturmak için tek bir yol vardır. O da ilimdir. İlmi pek bir üstün değer kabul eden Hacı Bektaş Velî, Makâlât’ında şöyle der:
“Her kim ki ilme yakın olsa, öğrenmelikten mahrum kalmaya.” Elbette ki başta; “Allah ilmi” gelir.Türk ve Dünya İslâm tarihinde derin ve benzersiz izler bırakan Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin, felsefi düşüncelerinin temelinde Allah ve insan sevgisi vardır.
Hacı Bektaş Velî’nin şu sözleri, felsefesini en iyi ve en güzel bir biçimde açıklamaktadır:

·
Araştırma açık bir sınavdır.

·
Eline, diline, beline sahip ol.

·
Her ne arar isen kendinde ara.

·
Kadınlarınızı okutunuz.

·
İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

·
,Düşmanınızın,dahi,insan,olduğunu,unutmayınız.
Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin bu dünya görüşü, asırlar sonra 1948 yılında yayınlanan; “İnsan Hakları Evrensel Beyânnamesi”nin temelini oluşturmuştur ve aynı anlayışı aksettirmektedir.
Hacı Bektaş Velî’nin bu düşüncelerinin bir kısmı, kendisinden yaklaşık 600 yıl sonra 1923 yılında Mustafa Kemal ****** tarafından hayata geçirilmiştir. ******’te kadınları okutmuş, ilme büyük değer vermiştir.
Hacı Bektaş Velî’nin aradan geçen bunca zamana karşın, düşünceleri hâlen güncelliğini korumakta, bütün insanlığın,yolunu,da,aydınlatmaya,devam,etmektedir.
Hünkâr Hacı Bektaş Velî’nin verdiği eğitimde dört devre bulunmaktaydı. Bunlar:
1. Allah aşkı: İnsan gerçek olgunluğa ve huzûra ancak Allah aşkı ile ulaşabilir. Başka hiçbir şey bunu sağlayamaz.
2. Maddeden manaya geçme: Gizli ilimler ve Allah ile ilgili şeylerin ilmi; ancak Allah’ın kendi istediği kişilere tanıdığı özel bir lütûftur. Allah hiçbir zaman sizin davranışlarınızın dış görünüşüne bakmaz, onları yaparken,ki,niyetinize,bakar.
3. İnsanlar arası sevgi ve birlik: Dünya malı insana, eğer kullanmasını bilmezse hiçbir şey kazandırmaz. Allah aşkı ve insan sevgisi ise insanın yolunu aydınlatır. Âhiret âlemine gidenler bu gerçeği orada görürler ama, dünyadakiler neyin orada kıymetli olduğunu burada bilemezler. Ancak erenler bilir. En yüce mertebe,,seven,gönülün,ulaştığı,mertebedir.
4. İnsandaki enerjinin ortaya çıkarılması (Kerâmet): İnsanlar, Allah’ı doğuda, batıda aramaktan vazgeçmelidirler. Eğer kişi yeteri kadar olgunlaştığına inanıyorsa, gözünün kudretine güveniyorsa, dalgın müneccim gibi göklere bakmamalıdır. Aranılan yukarıda değil, kişinin dış görünüşünün altındadır, kişinin içindedir.
Bütün bunların yanında Hacı Bektaş Velî’nin inanç sistemi, gönül birliğine dayanır. Kimseyi ayıplamayan, her türlü varlığı en üstün vasıflarla görmeye çalışan, sohbet ve muhabbeti toplumun birliğinde kesin ilke kabul eden bu görüş; Vefalı, sabırlı, çalışkan, vatansever bir insan modelinin gerçek temsilcisidir. Kadına, toplumun kutsal varlıkları olan analarımıza, kardeşlerimize Hünkâr Hacı Bektaş Velî kadar değer veren pek nadir gönül er’i vardır

özlem

Mesaj Sayısı: 490
Kayıt tarihi: 17/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Hacı Bektaşi Veli

Mesaj tarafından özlem Bir C.tesi 11 Nis. - 17:19:01

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ'NİN KİŞİLİĞİ

Türk-İslâm tarihini süsleyen büyük şahsiyetlerden biri olan Hacı Bektaş Velî, kitleleri etkilemiş ve peşinden koşturmuştur. Pek çok insanın gönlüne taht kuran Hacı Bektaş Velî’nin bir gönül eri olması; Ahmed Yesevî gibi büyük bir mutasavvıfın mânevî ocağında, İslâm’ın hayat düsturlarını özümlemesi, aldığı ölçüleri uygulama safhasında gösterdiği hassasiyet, onun,kişiliğini,ortaya,koyan,en,önemli,özellikleridir.
Şu bir gerçektir ki dünya üzerindeki kavga, dövüş ve savaşların altında yatan en önemli sebepler; Bencillik, hoşgörüsüzlük, kibir, gurur, hırs ve haseddir.
Hacı,Bektaş,Velî’nin;“İncinsen,de,,incitme”,
Her ne ararsan kendinde ara” sözleri, onun hoşgörüsünü ortaya ko [-yasak kelime kullanıldı-] bütün insanlığı sevgi, barış ve kardeşliğe çağırmıştır.“Düşmanınızın bile insan olduğunu unutmayınız” sözü ile de insana,verdiği,değeri,anlatmaya,çalışmıştır.
Hacı Bektaş Velî, önce olgun eğitilmiş insan; sonra olgun toplum olarak yaşamayı şiâr edinmiş; din ve mezhep savaşlarını insan potasında eritmeyi hedeflemiş ve yukarıdaki sözü ile de,insanı,merkez,yapmıştır.
Hacı Bektaş Velî’de; Allah aşkı ve sevgisi ile insan sevgisi, hatta hayvan sevgisi en yüksek noktaya ulaşmış; bu sevgi yumağı etrafında toplanan insanlar, gönül erliğine ulaşmanın hazzını,yaşamıştır.
İnsanlığın ancak 20. Yüzyılda, üstelikte çoğu kez politik amaçlarla kullandığı insan sevgisi ve insan haklarını; Hünkâr Hacı Bektaş Velî’de 13. Yüzyılda, üstelik insanların birbirlerinin kanını su gibi akıttığı bir dönemde, en içten duygularla dile getirmiştir.
Dîni kurallara bağlılığı, mânevî gücü, “Ehl-i Beyt” sevgisi, engin zekâsı ve sarsılmaz inancıyla Hacı Bektaş Velî kitleleri etkilemiş; günümüzde de etkilemeye devam etmektedir.
Hacı Bektaş Velî; “Oturduğun yeri pak et, kazandığın lokmayı hak et” diyerek temizlik, dürüstlük, çalışmak ve helâl kazanç konusunda tavsiyede bulunurken yıkıcılığa, zulme, sömürüye ve tembelliğe karşı da tavrını ortaya koymuştur.
Hacı,Bektaş,Velî:Ayağa,kalkarsan,hizmet,amacıyla,kalk
Eğer,konuşacaksan,hikmet,ile,konuş,
Oturacağın,zaman,,saygı,ile,otur!”
Hacı Bektaş Velî, bu sözleri ile toplumda birlik ve dirliğin sağlanması, gönüllere sevgi yumağının dolması, insanların kardeş gibi yaşaması hususlarını dile getirirken; “Gelin canlar bir,olalım”,mesajını,da,vermektedir.
Bir olalım, diri olalım, iri olalım” diyerek gönüllere taht kuran Hacı Bektaş Velî; birleştirici, yapıcı, hoşgörü sahibi, sevgi dolu bir gönül eri; büyük bir mutasavvıftır.
Bir toplumun kimliği o toplumun kültürüdür. Kültürün temeli dildir, hakiki dindir. Toplumların kültürleri asla mı asla dilsiz, dinsiz oluşamaz.
Hacı Bektaş Velî, Türkçe’yi ibâdet dili olarak benimsemiş ve uygulamıştır. Yedi yüzyıl öncesinden günümüze kadar da uygulanmasına öncülük etmiştir. Eğer atalarımız İslâm’ı kabul etmekle, Arap ve Fars (İran) kültürünü de benimsemiş olsalardı; benliklerini de yüzyıllar içinde kaybederek, bugün Anadolu topraklarında ne Türkiye Cumhuriyeti ve ne de Türk Devletlerinin hiçbiri olmayabilirdi. Dilini kaybedince; kültürünü ve benliğini de kaybederdi.

Hünkâr Hacı Bektaş Velî, insanı öldürmekle bir yere varılamayacağını; gönülle hem insana, hem de Hak’ka ulaşılacağını; kadın, erkek, ırk, din, mezhep ayırımı olmadan insanın merkez olduğunu,şu,özlü,sözüyle,ne,kadar,güzel,dile.getirmişlerdir:
Karşısındaki insanın iyi olmasını isteyen, önce kendisi iyi olmalıdır.”
Hacı Bektaş Velî, Allah’ı insan eliyle yapılmış mabetlerde değil; insanın gönlünde ve onun özünde ki sevgi de bulmuştur. Hacı Bektaş Velî, Türk’ün Orta Asya bozkırında zaten rûhunda var olan engin hoşgörüsünü İslâm’la geliştirerek; başka milletlere ve dinlere karşı da kullanmıştır.
İnsan,olmanın,onurunu,,Hacı,Bektaş,Velî:
Eğer,insan,isen,,ölmezsin,korkma,
Aşık’ı kurt yemez uc’da değildir” sözleriyle ne güzel ifade etmiştir.
Hacı Bektaş Velî, önce insanı sonra İslâmlığı savuna gelmiştir. İnsan olmadan İslâm’ın olamayacağını savunmuştur. İnsan olmanın temelini de, şu vecîzesinde ne güzel öz Türkçe olarak,ifade,etmişlerdir:
Eline, diline, beline sahip ol.” İşte Türk’ün özünde olan bu olgu; “Edeb” tir, “Terbiye” dir.
Hacı Bektaş Velî, kadına büyük değer vermiş, kadını hiçbir zaman ikinci sınıf bir insan olarak görmemiş, kadına cinsiyet olarak bakmamış, insanın diğer yarısı olarak görmüştür. Hacı Bektaş Velî, kadının dört duvar arasında kalmaması gerektiğini savunmuş, kadınla erkeğin toplum içinde yan yana mutlu, birbirine kardeş, eş, ana, bacı olduğunu belirtmiştir. Kendisine ikrarla bağlı canlar da, bu ulu Velî’nin sözlerinden yüzyıllardır çıkmamışlardır.
Bu konuda biz sözü yine Hünkâr Pîr Hacı Bektaş Velî’ye bırakalım:
Erkek,dişi,sorulmaz,muhabbetin,dilinde,
Hak’kın,yarattığı,her,şey,,yerli,yerinde.
Bizim,nazarımızda,kadın,,erkek,farkı,yok,
Noksanlıkla, eksiklik senin görüşlerinde.”

özlem

Mesaj Sayısı: 490
Kayıt tarihi: 17/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Hacı Bektaşi Veli

Mesaj tarafından özlem Bir C.tesi 11 Nis. - 17:24:53

HACI BEKTAŞ VELİ MÜZESİ:



BİRİNCİ AVLU (Nadar Avusu):
Birinci Avluya, 1963 yılında eskisine uyularak yeniden restore edilen, tonozlu büyükçe kapıdan girilir. Anadolu sanat eserlerinin güzel bir örneğini oluşturan kapı, oldukça geniş ve yüksektir. Ön cephesi bir dik prizmayı, iç kısmı ise bir tünel çatısını andıran kemeri, oldukça büyüktür. Külliyenin ana girişi olan bu kapıdan girince, geniş bir bahçe ile karşılaşırız. Bu bölümde, eskiden kapının sol tarafında mevcut olan at evi ile sağ taraftaki ekmek evinden hiçbir eser kalmamıştır. Bir üçgene benzeyen avlunun doğusunda Fevzi Baba Çeşmesi bulunmaktadır. Bu çeşmeye Üçler Çeşmesi de denilmektedir. Bu çeşmeyi 1897 yılında Fevzi Dedebaba yaptırmıştır. Çeşmenin etrafı renkli taşlar ile süslenmiş olup, üzerinde Arapça bir yazıt yer almaktadır. Yazıtın aşağı kısmında ise 6 çıkıntılı bir yıldız işlenmiştir. Üçler Çeşmesinin biraz ilerisindeki kapıdan, bugün mevcut olmayan, ancak izi kalan Ekmek Evi'ne girilmektedir. Avlunun kuzey tarafında, giriş kapısının tam karşısında, ikinci avluya girişi sağlayan Üçler Kapısı bulunmaktadır. Bu kapı ile aynı hizada, Dergahın hamam ve çamaşırhanelerinin giriş kapıları vardır.

İKİNCİ AVLU (Dergah Avlusu):
Üçler Kapısından girilen bu avluya "Dergah Avlusu" da denilmektedir. Eskiden Tekke teşkilatı binalarını etrafında toplayan, dikdörtgen biçiminde taş döşemeli olan avlunun güneyinde bir havuz bulunmaktadır. Havuzun Üçler Kapısına bakan duvarı üçgen alınlık biçimindedir. Üçgenin tepesine mermerden 12 dilimli Hüseyni bir taç yerleştirilmiştir. Üçgenin havuza bakan yüzü üzerindeki 12 mısralık kitabeden, havuzun 1906-1908 yılları arasında Beyrut Valisi olan Halil Paşa'nın eşi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Avlunun doğusunda ve batısında kesme taşlar ile yapılan kemerler vardır. Üstü örtülü ve önü açık kemerlerin ortasında küçük beyaz mermer taşlarla yazılmış, dergah ile ilgili tamir yazıtları vardır. İlk kemerdeki birinci sütun yazıtının, Aslanlı Çeşme'nin eski yazıtı olduğu, 1853 yılında çeşmeye "Arslan" takıldıktan sonra yeni yazıt konulduğu, çeşmenin eski yazıtının ise şimdiki yerine konulduğu anlaşılmaktadır. Yazıtın üzerinde şu yazılar yer almaktadır.


Malkoç Bali İbn-i Ali Hazretleri,

Gaziler Serdarı ol din eri.

Hacı Bektaş-ı Velî'nin aşkına,

Eyledi cari bu ayn-i kevseri.

Tarihi dokuz yüz altmış ikide,

Teşnelikten oldu abdâlân beri


Birinci kemerdeki ikinci yazıtta ise şu yazılar yer almaktadır:

Ey günah-kar ötter yüzün kara,

Ne yüz ile Hazrete karşu vara. 951 (1544)


Aş Evi önündeki sundurmanın üzerindeki yazıtın, bir tamir yazıtı olduğu yazılı bilgilerden anlaşılmaktadır.

Tecdid kıldı bin iki yüz seksen altıda,

Aşhaneyi bu tak-u revak-ı Hasan Dede. 1286 (1869)


İkinci Avlu'da havuz ve Arslanlı Çeşmeden başka, Tekke Camii, Aş Evi, Mihman Evi, Kiler Evi, Meydan Evi ve Dedebaba köşkleri bulunmaktadır.

AŞ EVİ:
Aş Evi'ne iki kanatlı genişçe bir kapıdan girilir. Birbirinin devamı olan iki koridordan geçilerek, asıl Aş Evi salonuna geçilir. Birinci koridorun sağ tarafındaki küçük odada Aş Evi babasının mezarı bulunmaktadır. İkinci koridora açılan kapı üzerinde Arapça metinli 1560 (Hicri:968) tarihli bir kitabe ile karşılaşırız. ikinci kapıdan ikinci bir koridora geçilir. Bu koridorun solunda kiler odaları vardır. Koridorun sonundaki üçüncü kapıdan geçilerek asıl aşhaneye girilir.

Giriş kapısının tam karşısında bulunan büyük ocak üzerinde, Hacı Bektaş Veli'ye gönül verenler ve Yeniçeri Ocağı'nca kutsal sayılan Kara Kazan yer almaktadır. Salonun kuzeybatısındaki bulaşık yıkama yeri ile, bunun yanında bulunan özel tesisatlı Et Soğutma yeri, Aş Evi'nin gözden kaçırılmaması gereken bölümleridir.Giriş kapısının sağ tarafında Aşevi Baba'sının oturduğu ve işlere gözcülük ettiği, geniş oda bulunmaktadır. Aş Evi salonundaki vitrinlerde, aş evi ile ilgili eşyalar sergilenmektedir. Bu eserlerin çoğu Hacı Bektaş Veli Dergahı'nın orijinal eserleridir.




CAMİ:

II.Mahmut'un 1826'da Yeniçeri Ocağı'nı kaldırıp, Alevi-Bektaşi Tekkelerini kapatarak, Hacıbektaş'a Nakşibendi Şeyhi atadıkdan sonra 1834 yılında yapılmıştır. Fakat buraya gelen Nakşi şeyhleri daima Bektaşi olmuşlardır. Bunlardan birisi Yahya efendidir. Nakşi şeyhi Said efendi de, Sivas'lı Nebi Dedebaba zamanında, dergaha gelişinden altı ay sonra bektaşi olmuştur.MİHMAN EVİ (Konuk Evi):Eskiden tekkeye gelen misafirlerin ağırlandığı yer olarak kullanılmıştır. Mihman Evi iki odalıdır. Birinci oda dikdörtgen biçiminde, olup yüksek küçük pencereleri, gömme dolapları ve bir ocağı bulunmaktadır. İkinci oda girişin sağında tek penceresi ve ocağı bulunan bir odadır. Bugün müze deposu olarak kullanılmaktadır.



MEYDAN EVİ:
İkinci avluya girişin solundaki kemerlerin tam ortasındaki kapıdan Meydan Evi'ne girilir. Giriş kapısı üzerinde bulunan, Hacı Bektaş Veli Dergahının en eski tarihli Arapça kitabesinin tarihi 1367 (Hicri:769)'dir.

Tarikata girme, ikrar verme, nasip alma merasimi ve cem ayinleri bu evde yapılmıştır. Giriş kapısından içeri girilince, iki büyük sekisi olan bir oda ile karşılaşılır. Sekilerin üzerinde halı ve kilimler ile kenarlarda yastıklar; duvarlarda ise, eski yazılı levhalar vardır.

Bu ilk odadan, geniş dört köşe planlı, dört tarafı ahşap sedirli olan esas Meydan Evi odasına girilir. Odanın giriş kapısı karşısında bir ocak vardır. Meydan odasının tavanı, köşeleri bir alttakinin kenarının ortasına gelecek şekilde içiçe kareler şeklindedir. Yontulmuş kalın kirişlerden yapılan ve Kırlangıç Kanadı denilen bu yapı tarzı tavana bir nevi kubbe biçimi vermiştir. Bu şekilde, eski tasavvuf inanışındaki yedi kat gök sembolize edilmiştir. Odanın sedirleri üzerinde desenli kilimler, kilimlerin üzerinde 12 adet makam postu vardır. Horasan postu ile niyaz taşı giriş kapısının sol tarafındadır. Ocağın sağ tarafında "Bektaşi Tahtı" vardır. Ocağın üzerinde, 15. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Hacı Bektaş Veli'nin resmi vardır. Kök boya ile yapılmış olan tabloda, Hacı Bektaş Veli'nin kucağında ceylan ve arslan yan yana bulunmaktadır. Bu tablo Hacı Bektaş Veli'nin barışcı felsefesini yansıtmaktadır. Duvar üzerinde ayrıca VeyselKarani, Hacı Bektaş Veli ve halifeleri, BalımSultan, Sarı İsmail ve Kaygusuz Abdal ile Kazak Abdal'a ait resimler ve çeşitli levhalar asılıdır.

Meydan Evi odasının güney tarafından açılan bir kapıdan, Meydan Evi babasının makam odasına geçilir. Ağır konukların ağırlandığı bu odanın ahşap sedirleri ve dolapları vardır. Tavan Meydan Evi odasının tavanı gibidir. Bu odadan açılan bir diğer kapı ile, ana giriş kapısına kadar uzanan koridora çıkılır. Bu koridorda Bektaşilikle ilgili eserler sergilenmektedir.

KİLER EVİ:

Kiler Evi'ne Meydan Evi girişinin sağındaki kapıdan girilir. İki katlı olan Kiler Evi'nin alt katında eskiden Dergahın kasası, kıymetli eşyaları ile yiyecek ve kullanılacak eşyaları muhafaza edilmiştir. İkinci katı ise Dedebaba köşkü olarak kullanılmıştır. Bir süre Kütüphane olarak kullanılan Kiler Evi, günümüzde depo olarak kullanılmaktadır.


ÜÇÜNCÜ AVLU:
Bu avluya Altılar Kapısı denilen çift kanatlı bir kapıdan girilir. Kapıdan girilince sağ taraftaki sekiye, ******'ün 23 Aralık 1919 da Dergahı ziyareti esnasında ilk dinlenme yeri olmasının anısına ****** büstü konulmuştur. Üçüncü Avluya girince tam karşıda Hacı bektaş Veli Türbesi vardır. Sağ tarafta ise Balım Sultan Türbesi ile derviş ve baba mezarları bulunmaktadır.


PİR EVİ:
Türbenin cephesi, yan yana üç kemer görüntüsündedir.Pir Evi'ne girişi sağlayan ortadaki kemerin üzerinde yan yana üç motif, (Çarkı felek, oniki imamları temsil eden altın yıldız, hilal ortasında teslim taşı) bu motiflerin altında da yine bir teslim taşı bulunmaktadır. Kapıdan, sekiz basamaklı bir merdivenle giriş yapılmaktadır. Merdivenlerden sonraki düzlük kısım sonunda, Pir Evi giriş kapısı önünde, eşik hizasında, Türbenin yapı kalfası Yanko Medyan'ın mezarı olduğu söylenmektedir. Yanko Medyan'ın, çatıda çalışırken ayağı ka [-yasak kelime kullanıldı-] düştüğü, düşerken de "Yetiş Ya Hz.Pir" diye bağırdığı; bu sırada sanki birisi tarafından tutulmuş gibi yere rahat indiği; Hacı Bektaş Veli'ye bağlandığı ve onun yoluna girdiği; ölünce türbeyi ziyarete gelenlerin çiğneyerek geçecekleri biçimde Pir'in kapısının eşiği altına gömülmeyi vasiyet ettiği söylencesi anlatılır.

Pir Evi girişinin sağ ve solundaki sekilerde, Dergahta hizmet görmüş Babaların mezarları bulunmaktadır. Altı tanesi sağ sekide, altı tanesi de sol sekide bulunan mezarların üstü harç ve sanduka şeklinde yapılmıştır. Sol sekideki mezarlar Hacı Mehmet Baba, Şair Turabi Ali Dedebaba, Kara Baba, Sersem Ali Dedebaba, Vahdeti Baba, Ak Baba'ya; sağ sekideki mezarlar ise Hacı Feyzullah Baba, Halil Dede, Mahmut Baba, Nebi Dede'ye aittir. İki mezarın ise kime ait olduğu bilinmemektedir.
Pir Evi giriş kapısına Ak Kapı'da denmektedir. Selçuklu devrinin motifleri ile süslenmiş mermer bir yapıdır. Kapının üst başı sarkıtlıdır. İki yanında küçük hücreler vardır. Kapı kemerinin yukarı tarafında, kilit taşı üzerine oyulmuş, Selçuklu arması olan çift başlı bir kartal vardır. Onun altına boya ile, ibrik şeklinde, yazıdan bir motif işlenmiştir. Ak Kapıdan iki basamaklı bir merdivenle, sağ tarafında Çilehane (Kızılca Halvet) bulunan loş bir koridora girilir.

ÇİLEHANE (Kızılca Halvet):

Ak kapıdan girilen koridorun hemen sağ tarafında, kalın taşlarla çevrili ufak bir kapıdan girilen Kızılca Halvet, küçük ve karanlık denilecek kadar loş bir odadır. Kızılca Halvet'in güneyinde veoldukça yüksekteki ufak penceresi, içeriye az bir ışık vermektedir. Kızılca Halvet 2 x 3 metre ölçüsündedir. Dergahın en eski yapısı ve çekirdeğidir.
(HALVET: Tenha ve kapalı yer. Tanrıya tapınmak için kapanılan hücre.)


KIRKLAR MEYDANI:
Genişce olan salonun yüksek tavanı üç kemer tarafından taşınmaktadır. Kemerler arasında ahşapdan yapılmış iki tam ve iki basık kubbe, güneş sembolleri ile süslenmiştir. Oldukça geniş olan Kırklar Meydanı'nı "Hacet (Mürüvet) Penceresi" aydınlatmaktadır.

Kırklar Meydanı'nın doğusunda Resul Bali'nin mezarı ile Horasan Erleri'nin mezarları bulunmaktadır. Mezarların bulunduğu bu seki üzerinde antika saatler, İran Şahı Rıza Pehlevi'nin armağanı olan İran halısı, şamdanlar, levhalar ile ipek seccade ve Kırk Budak Şamdan yer almaktadır. Meydanın Hacet Penceresi önündeki vitrinlerde, Bektaşilikle ilgili eserler sergilenmektedir. Birinci vitrinde, Hz. Ali'nin ceylan derisi üzerine Kufi yazısı ile yazmış olduğu, Kur'anın secde suresinden bir parça; diğer iki vitrinde ise Dergahla ilgili 12 dilimli teslim taşları, bele kuşanılan kamberiyeler, kemer üzerine takılan palenkler, mücerret dervişlerin kulaklarına taktıkları küpeler sergilenmektedir. Duvarlarda ve pano üzerinde ise, yine Dergahla ve Bektaşilikle ilgili levhalar bulunmaktadır. Kırklar Meydanı'nın batı tarafında ise Çelebi mezarları yer almaktadır.

HACI BEKTAŞ VELİ TÜRBESİ:
Kırklar Meydanı'na girişte sağ tarafta bulunan kapıdan Hacı Bektaş Veli Türbesi'ne girilir. Türbe, Hacı Bektaş Veli mimari manzumesinin tibik özellik gösteren kısımlarından birisidir. Kare bir plana sahip türbenin ortasında, Hacı Bektaş Veli'nin, yüksek sandukası bulunmaktadır.


GÜVENÇ ABDAL TÜRBESİ:

Kırklar Meydanı'nın batısındaki sekiden Güvenç Abdal Türbesi'ne girilir. Türbe içinde yan yana üç tane sanduka bulunmaktadır. Bu mezarlar, Güvenç Abdal ile dünya güzeli diye anılan sevdiği kız ve bu kızın hizmetçisine aittir. Bu kısma Kızlar Kümbeti adı da verilir. Bağımsız bir özellik taşıyan türbe, aydınlık ve ferahtır.
BALIM SULTAN TÜRBESİ:

Üçüncü Avlu'nun sağında, piramit külahlı klasik bir türbedir. Bektaşilikte ikinci pir olarak tanınan Balım Sultan'ın, Bektaşi Tarikatının kurulup, genişletilmesinde büyük hizmetleri olmuştur. 1462'de Dimetoka'da doğan ve 1516 yılında ölen Balım Sultan'ın türbesini, Yavuz Sultan Selim'in kumandanlarından Şehsuvaroğlu Ali Bey 1519 yılında yaptırmıştır.

Türbenin içi kare planlıdır. Kuzeyde kardeşi Şah Kalender'in mezarı bulunmaktadır. Türbenin içinde, kollarında ejderler ve buket taşıyan güvercin heykelleri bulunan büyük bir şamdan ile küçük şamdanlar ve kıymetli levhalar yer almaktadır. Türbenin üzerindeki kubbe sekiz köşeli piramit şeklinde ve sivri külahlıdır. Külahın ucuna semaya doğru uçan bir güvercin alemi yerleştirilmiştir.

özlem

Mesaj Sayısı: 490
Kayıt tarihi: 17/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Hacı Bektaşi Veli

Mesaj tarafından özlem Bir C.tesi 11 Nis. - 17:26:38


Mevlâna Ve Hacı Bektaşi Veli

Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi birşey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı Bektas Veli helal değildir diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.


Mevlana şöyle der: - Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir.
Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş Dergahı’na geri gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli’ye sorar.
Hacı Bektaş da şöyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.


Mevlâna Ve Hacı Bektaşi Veli

Mevlâna'nın yaşadığı devir, tasavvuf vadisinin Anadolu'ya açıldığı. Anadolu'da filizlenip, kökleştiği. dalbudak saldığı bir devirdir. Şeyh
Ömer Şühreverdî, Muhyiddin Arabî, Fahreddin İrakî, Necmeddin Dâye gibi tasavvuf büyükleri Anadolu'ya gelmiş, saygı ve sevgi görmüşlerdir. Bu devirde Horasan'dan Anadolu'ya gelerek yerleşen erenlerden biri de Bektaşi tarikatının pîr'i Hacı Bektaşi Velîdir.
Hacı Bektaşi Velî, 1209 yılında Nişapur'da doğmuş, Hoca Ahmed Yesevî'nin halifesi Lokman-ı Perendî'nin dervişi olmuş, onüçüncü yüzyıl ortalarında, birçok mutasavvıflar gibi Anadolu'ya göçerek, bugünkü Hacıbektaş kasabasının bulunduğu Suluca Karahüyük'te yerleşmiştir. Bir süre sonra. Babaî'lerin reisi Baba İshak'ın halifesi olan Hacı Bektaş-ı Velî, Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev II. tarafından Babaî isyanlarının bastırılmasından sonra, etrafına toplanan Türkmen aşiretlerini irşada başlamış, kısa zamanda büyük bir şöhret yapmıştır.
Biri Selçuklu devletinin başşehri Konya'da daha çok aydın bir çevreye, diğeri Kırşehir taraflarında halk topluluğuna seslenen bu iki kutup. Mevlâna Celâleddin ile Hacı Bektaşi Velî'nin aralarında manevî bir bağın bulunduğu, birbirlerini tanıdıkları şüphesizdir. Her iki pîr'in de meşrep bakımından ayrılsalar bile yollan aynıdır. Hiçbir zaman tarikat kurucusu olmadıkları halde vefatlarından sonra, kendi adlarına kurulan Mevlevilik ve Bektaşîlik tarikatları aralarındaki rekabet yüzünden, bunları birbirine karsı gibi göstermiş, birbirlerinden ayırmaya çalışmıştır. Bir destan havası içinde Hacı Bektaş'ın menkıbelerinden bahseden velâyetnâme'ye göre. Mevlâna ve Şems-i Tebrizî, Hacı Bektaş'tan feyz alan, ona uyan bir derviştir. Velâyetnâme'ye göre, Hacı Bektaş'ın 133 gösterdiği kerametler. Mevlâna'dan çok üstündür. Mevlevi menkıbelerinde ise, her ikisi arasındaki münasebetler daha ağırbaşlı, daha âlımanedir. Her iki tarafın menkıbelerinde müşterek olan taraf ise. bu iki tasavvuf pir'inin zaman zaman birbirlerine dervişler göndermeleri. gönül anıp gönül vermeleridir.
Bu rivayetlerden birine göre. Harı Bektaş müridlerinden Baba İshak'ı Konya'ya göndererek su haberi iletmiştir.
— Eğer hakikat eriyse ve hakikati bulduysa, âleme ne diye gürültü salıyor, yok hakikati bulamamışsa ne diye aramıyor?
Baba İshak. Karahüyük'ten Konya'ya gelmiş ve Mevlâna'nın huzuruna girmişti. Bu yıllar Mevlâna'nın coşkunluk devresidir. Semâ etmekte, gazeller söylemektedir. Baba İshak'ı görür görmez:
— Dostu görmediysen ne diye aramıyorsun, sevgiliye ulaştıysan ne diye çalıp çığırmıyorsun?..
diye başlayan bir gazeli okumaya başlamıştı. Bu gazeli kendisine ve pir'i Hacı Bektas-ı Velîye bir cevap sayan Baba Ishak, hiçbir şey söylemeden, geri dönmüş. Kırşehir yolunu tutmuştur.
Kırşehir Beyi Nureddin Cacaoglu da Hacı Bektaş-i Velînin müridleri arasındaydı. Yine "Menakıb" kitaplarının verdikleri bilgilere göre. Nureddin Cacaogiu bir gün şeyhi Hacı Bektaş'a:
— Şeriata uymak ve namaz kılmak gerektir. Halbuki siz bunları yerine getirmiyorsunuz..
demişti. Bunun üzerine. Hacı Bektas abdest almak üzere derhal su istemiş. Cacaoğlu da ibriği, çeşmeden doldurarak getirmişti. İbriği döktüğü zaman su yerine kan akmıştı. Cacaoğlu, şaşırmış. Hacı Bektaş-i Velîde:
— Görüyorsun ya, bununla abdest alınmaz., diyerek ibriği itmişti.
Anlatılan bu olay üzerine, Mevlâna şöyle dedi:
— Temizi pislemek, berrak suları kana çevirmek önemli değil. Asl olan, kanı berrak suya çevirmektir. Mürşid ona derler ki şarabı şerbet yapsın. Mürşid odur ki, bakırlaşmış gönülleri tam ayar altına çevirsin. Mürsid. müşkülün hal kapısıdır.
Olay doğru veya yanlış.. Mevlâna'nın cevabında Mevlâna'nın rnürşidliginin ta kendisi görülmekte.. Şenıs'te de bu var. bu anlayış var. O'nun "Mâkalât" adı eserinden alınan şu sözler bu anlayışın tam ve olgun ifadeleri:
— Marifet, kalbin Tanrıya yönelişi. Tanrı ile bir olmasıdır. Diriyi öldür, bu marifet değildir. Ölüyü diriltebiliyor, cahili âlim yapabiliyor musun? Ham ruhları pisirebiliyor. ona yeni bir sekil verebiliyor musun? İste ilâhî hüner buradadır.
Mevlâna ile Hacı Bektas-ı Velî arasında geçtiği tahmin edilen olaylar, sohbetler uzar gider. Ne var ki bunlar tarikatlar teşekkül ettikten sonra sövlenrnis "Menakıb" kitaplarına geçmiş sözler. Bunları büyütmek, bunları sürdürmek, her iki mürşidin de ruhlarını üzer.
Aslolan fikirdir, mânâdır. Mevlâna, Konya'da bulduğu yüksek kültürlü bir ortamda, fikirlerini, devrin yüksek edebiyat dili olan farsça ile vermiş, eserler ortaya koymuştur. Hacı Bektas'in etrafında ise öz be öz Türkler, göçebe Türkmenler, daha doğrusu Anadolu halkı vardır. Onlara, onların anlayacağı "Türkçe" ile seslenmiştir. Bu sözler zamanında derlenip toparlanmadığı için de büyük eserleri yoktur. Hacı Bektas. bütün edebi gücüyle, hüneriyle eser yazsa bile bunu okuyup anlayacak çevresi yoktur. Bu bakımdan birisi halka, öteki aydına rehberlik etmiş ve birbirlerini tamamlamışlardır. Ama ne yapalım ki, vefatlarından sonra kurulan tarikatlar, onların yollarını ayırmış, birbirlerini kınar, birbirlerini kırar duruma düşmüşlerdir. Mânâ bir tarafa itilmiş. şekiller, kalıplar yerleşmiş, bu sefer de rekabetler başlamıştır.
Yoksa devrinde Hacı Bektaş-ı Velî, Mevlâna'ya saygı duyan ve onun gerçek dostları arasında bulunan bir mürşiddir. Devrin mutasavvıfları arasında kutup yıldızı gibi parlayan Mevlâna'yı takdir etmektedir.
Hacı Bektaş'ın halifesi Baba İshak'ın torunlarından Elvan Celebinin elimizdeki tek nüsha "Menakıbnâme" sinde Mevlâna şu sözlerle övülmektedir:
Ol Celâl, ol kemal. İbn-i kemâl llnı-ü erıuar içinde bedr-i rnisal Rahmetullahi aleyhi Mevlâna Mahz-i gene i revan idi cana
İste bu sevginin belgesi, işte bir örnek... Söz burada biter...

özlem

Mesaj Sayısı: 490
Kayıt tarihi: 17/02/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz